|
Admin
|
 |
« : Temmuz 25, 2007, 06:22:39 ÖS » |
|
BELLEĞİN TEMEL TAÅžI (RNA) 1960yıllarının ortalarında Houston (Texas), Baylor Üniversitesinde farmakolog olan Prof. georges ungar ilginç bir seri deneme yapmıştır. Fanus içerisine kapatılan beyaz bir fare, belirli aralıklarla fanusun üzerindeki bir gonkla rahatsız edilmekteydi. Fakat fare alışmaya yatkın bir hayvandır. Günler ve haftalarca devam eden bu gonk sesine belirli bir süre sonra alışmaya baÅŸlamıştır. Bu ÅŸekilde alıştırılmış yüzlerce fareÂnin beyni dondurularak saklanmış ve içerisinde alışmayı saÄŸlayan maddenin birikip birikmediÄŸi a rastı n l maya baÅŸlanmıştır. UNGAR'ın savma göre, canlılarda alışma ve öğrenme RNA birikimi ÅŸeklinde saklanmaktaydı. DeÄŸiÅŸik amaç için kullanılmak üzere yapabildiÄŸince çok RNA izole etti. ikinci Dünya Savaşı sıralarında İsveç’i! holger hyden kalıtımın biyolojik yapısının belleÄŸin ruhsal yapısıyla paralellik gösterdiÄŸini kanıtlamıştı. Bir türün evrimsel geliÅŸim süreci içerisinde öğrendikleri, kalıtımla daha sonraki döllere aktarılmaktaydı "Türün BelleÄŸi". hyden,DNA'nın türün belleÄŸinin, RNA'nın ise bireyin belleÄŸinin oluÅŸmasında rol oynadığım ta o zamanlar savunmaktaydı. Yaptığı çalışmalarda eÄŸitilmiÅŸ hayvanların beynindeki RNA miktarının eÄŸitilmeyenlere göre çok daha fazla olması bu yaklaşımı doÄŸrulamıştır.
Daha sonra ruhbilimci james mcconnell, yassı solucanlarla (özellikle Planaria) denemeler yapmıştır. Bir ışık uyarımının arkasından, yassı solucanın vücuduna zayıf elektrik ÅŸoku verilmiÅŸtir. Belirli sürelerle (bir iki dakikada bir) tekrarlanan bu denemenin sonucunda (bir iki hafta sonra), yassı solucan ışığın yandığım görünce büzülmeye baÅŸlamış, yani ışıktan sonra elektrik sokunun geleceÄŸini öğrenmiÅŸtir. EÄŸiÂtilen bu yassı solucanları öldürerek, etlerim eÄŸitilmemiÅŸ solucanlara yediren mcconÂnell, eÄŸitilmemiÅŸ solucanların, eÄŸitilmiÅŸler gibi davrandığım hayretle gördü. Bu etlerÂle beslenen eÄŸitilmemiÅŸ solucanlar da ışıktan sonra elektrik sokunun geleceÄŸin! davÂranışlarıyla göstermekteydiler. Bu akıl almaz bir sonuçtu: Bellek nakledilmiÅŸti. HYDEN'nın savma dayanarak, eÄŸitilmiÅŸ yassı solucanlardan çıkardığı RNA özütünü (ekstraktını), eÄŸitilmemiÅŸlere enjekte ettiÄŸinde, sonuç yine aynıydı. EÄŸitilmemiÅŸler ya kısa bir süre sonra ya da anında eÄŸitilmiÅŸler gibi davranıyorlardı. 1950 yıllarında yapıÂlan bu denemenin sonucuna inananların sayışı oldukça azdı. Amerika'da yayınlanan bir mizah dergisinde "Profesörünüzü Yiyiniz" baÅŸlığı altındaki bir yazı konuyu sanÂsasyonel bir ÅŸekilde tekrar gündeme getirmiÅŸtir. Bunun üzerine birçok laboratuarda yapılan denemeler, McCONNELL'in savının doÄŸru olduÄŸunu kanıtlamıştır. Elektrik ÅŸoku ve ışıkla eÄŸitilmiÅŸ bir Planaria birkaç parçaya ayrılırsa; bir zaman sonra her parça kendini rejenere ederek yeni bir hayvan yapar, ilginç olanı beyni taşıyan baÅŸ kısmı eski alışkanlıkları hatırlamasının yanı sıra, beyinle ilgisi olmayan kuyruk kısmından meydana gelen (yeni bir beyin oluÅŸturan) hayvan bu engrammı, yani öğretileni hatırÂlayabilmektedir. Demek ki bir madde baÄŸlanmasıyla açıklanan bellek, sadece beyin hücrelerinde deÄŸil, aynı zamanda vücut hücrelerinde de oluÅŸmuÅŸtur.
EÄŸer bellek RNA ÅŸeklinde ya da RNA aracılığıyla baÄŸlanıyorsa, ribonukleaz enzimi ile (yalnız RNA'yı temel taÅŸlarına kadar parçalar, diÄŸer bileÅŸiklere etkisi yokÂtur) bu engrammı bozmak mümkün olacaktır. Nitekim parçalanmış hayvanlar ribo-nukleazlı bir suda yetiÅŸtirilirse beyin kısmım taşıyan parçanın belleÄŸini yitirmediÄŸi; diÄŸer kısımdan geliÅŸen hayvanların eski koÅŸullanmayı hatırlayamadığı görülmüştür. Keza vücut içerisine enjekte edilen RN-az (ribonukleaz) da aynı etkiyi gösterir. Bu, belleÄŸin RNA aracılığıyla saklandığım göstermekle beraber tam kanıtlayamaz. Çünkü RN-az sadece bellekle ilgili RNA'yı deÄŸil, tüm RNA’lar ve dolayısıyla protein sentezi için gerekli olanları da parçalar. Bu nedenle bellek silinmesini ya da zayıflamasını sadece RNA'ya baÄŸlamak sakıncalı olabilir (bir protein bağı olmaması için de neden yoktur!). Bundan sonraki tartışmalar, nakledilen maddenin salt bir bellek nakli mi olduÄŸu, yoksa var olan belleÄŸin belirli bir doÄŸrultuda kuvvetlendirilmesi ve düzeltilÂmesi ÅŸeklinde mi olduÄŸuydu? Bu tartışmalar sürerken, 1965yılında UNGAR'ın yaptığı denemeler gündeme geldi.
BelleÄŸin Nakli
ungar, eÄŸitilen farelerden çıkardığı RNA özütünü eÄŸitilmemiÅŸ farelere enjekte etti. Enjekte edilen fare gonk sesine tepki göstermiyordu ya da çok kısa süren bir denemeden sonra alışıyordu, ungar, sonradan elde edilen bu alışkanlığın bellek olarak naklini yeterli bulmuyordu. Bu nedenle ikinci bir deneme daha yaptı. DoÄŸuÅŸtan gelen bazı özelliklerim, eÄŸitilmek suretiyle deÄŸiÅŸtirerek bellek ÅŸeklinde nakletmeyi amaçladı. Fareler doÄŸuÅŸtan gelen bir özellikle ışıktan kaçarlar. Küçük bir kafesin içerisinde birbirine geçiÅŸti iki bölme yapılmış; bölmenin biri karartılmış, diÄŸeri aydınlık tutulmuÅŸtur. Karanlık bölmedeki besin maddelerinin bulunduÄŸu yere elektrik telleri döşenmiÅŸ ve zayıf akım verilmiÅŸtir. Bir zaman sonra fareler, doÄŸal yapılarına aykırı olmakla beraber aydınlık bölmede kalmayı tercih etmeye baÅŸlamışlardır. UNGAR'a göre "karanlıktan korkma maddesi"nin RNA ÅŸeklinde beyinde baÄŸlanmış olması gerekmektedir. Nitekim eÄŸitilmiÅŸ farelerin beyinlerinden izole edilen RNA eÄŸitilmemiÅŸ farelere enjekte edildiÄŸinde, tüm fareler önceden eÄŸitilmiÅŸ gibi, yani karanlık bölÂmede elektrik akımının varlığından haberdarmış gibi davranmaya baÅŸlamışlardır. Bu deneme ile kuÅŸkuya meydan vermeyecek ÅŸekilde, çok özel bir durum için oluÅŸan bellek, kimyasal olarak bir canlıdan diÄŸer canlıya nakledilmiÅŸtir.
Aynı atadan çoğalmış fareler eğitildikten sonra eterle öldürülmüş; çok hızlı ameliyatla, özel bölgelerden 1 gr. kadar beyinleri alınmış ve özel yöntemlerle RNA özütleri (0.7 -1.1 mgr) yapılmıştır. Vücut sıvısı içine hızlı alınsın diye bu özütler diğer farelerin karın boşluğuna enjekte edilmiştir. Enjekte edilen bu farelerin aynı koşullara çok daha hızlı uyum sağladıkları görülmüştür. Tam uyum görülmez; çünkü özütleme yaparken ve karın boşluğundan emilirken birçok madde yitirilmiştir. Hatta, belirli bir molekül şeklinde bağlanmış bellek engrammtan bu işlemler sırasında yapısal olarak bozulmalara uğramıştır. Bu öğrenme birçok yönden aynı zamanda gerçekleştirilirse; örneğin, besinini bulurken ses, ışık, koku ve renk faktörleri ayrı ayrı öğretilirse, sonuç çok daha kuvvetli olur. Çünkü her öğretim simgesi için birikmiş mikro bellek, esas belleği oluşturur ve çok şiddetli simgelerle öğrenilmiş bir bellekte ise RNA birikimi çok daha fazla olur.
Japon balıklarına elektrik ÅŸoku ile bazı ÅŸeyler öğretilebilir. Bu bellek aylarca saklanır. Fakat eÄŸitim sırasında ya da eÄŸitimin hemen ardında puromycin püskürtülür ya da bu maddeyle vücut ovulursa, belleÄŸin oluÅŸmadığı görülecektir. Çünkü puroÂmycin bir antibiyotiktir ve protein sentezin! önler. EÄŸitimden 1 -2 saat sonra verilecek puromycin'in belleÄŸe herhangi bir etkisi gözlenmemiÅŸtir. Burada belleÄŸin protein ÅŸeklinde baÄŸlandığı ve puromycin'in kısa süreli belleÄŸin, uzun süreli bellek haline geçmesini önlediÄŸi görülür. Bu belleÄŸin hangi maddelerden oluÅŸtuÄŸu konusundaki tartışmalar bugüne dek gelmektedir. ungar, yıllarca süren karmaşık denemeler sonucunda, aydınlığa uyum yapmak için eÄŸitilmiÅŸ farelerden elde ettiÄŸi yeterince RNA'nın yanı sıra, kimyasal olarak saflaÅŸtırılmış ve kendi deyimiyle "S k o t o p h o b i n" Karanlıktan Korkutan Madde denen yeni bir madde daha elde etti. Bu yeni madde çekirdek asidi deÄŸil, bir proteindi. özünde, bu ÅŸaşılacak bir sonuç deÄŸildi; çünkü proteinin sentezi de RNA ile yapılmaktaydı. Demek ki yaÅŸanılarak öğrenilen her olay RNA yardımı ile beÂyinde özel bir protein bağı veya zinciri ÅŸeklinde resmediliyor ve bir iz "E n g r a m m" halinde saklanıyordu. Daha sonra anımsanan olaylar, bu baÄŸlanan moleküllerin tekÂrar okunması ÅŸeklindeydi. ungar, bellek maddesi skotofobini laboratuarda yeniden yapmayı baÅŸarmıştır (doÄŸal olarak amino asitlerin sırası, taşıdığı bilgiye göre, belirli bir dizilime sahiptir). Bu yapay madde farelere enjekte edildiÄŸinde yine karanlıktan korkma ve aydınlığı sevme ortaya çıkmaktadır. EÄŸer yapılan bu denemeler olayın açıklanmasında ilk basamaklar ise, önümüzdeki yüzyıllarda yapay belleklerin sentezlenmesi kaçınılmaz olacaktır. BelleÄŸin RNA ÅŸeklinde baÄŸlandığına dair kanıtlar olma-sına karşın, ayrıntılı bir açıklama için daha dikkatli olmak gerekir. Fakat RNA'nın belÂlek için gerekli olduÄŸunu kabul ettiÄŸimizde, belleÄŸin evrimsel geliÅŸiminde önemli bulÂgular ortaya çıkacaktır.
RNA'ca insan beyninin doğumdan 40 yasma kadar zenginleştiği, 40 - 60 yaş aralığında sabit kaldığı ve 60 yaşın üstünde, gittikçe azaldığı bilinmektedir, öğrenme kapasitesi de bu RNA birikimine bir paralellik göstermektedir.
Bellek, beynin bir ürünü deÄŸildi; bundan iki milyar yıl önce merkezi sinir sisteminin geliÅŸmediÄŸi devirlerde, anılar yine bu moleküller yardımıyla maddeleÅŸiyordu. Beyin, bu yapı taÅŸlarının bir araya toplanmasıyla oluÅŸmuÅŸtur. BilindiÄŸi gibi, evrimde bütün zorluk bir mekanizmanın ortaya çıkmasıdır; geliÅŸtirilmesi yalnız zaman meseleÂsidir, Bellek ise ta moleküler düzeyde yaratırken vardı, geliÅŸtirilmesi ise zamanla olmuÅŸtur. "Yani bellek tüm beyinlerden daha eskidir". Daha önce deÄŸindiÄŸimiz gibi beynin en alt tabakalarında yatan bu jeolojik bellek birimleri, üst beyin tarafından organize edilerek birey için en iyi ÅŸekilde kullanılmasına çalışılır. DiÄŸer ruhsal davranışlarımızı da aynı ÅŸekilde açıklamak için elimizde kanıt yok! Fakat aynı düşünce sisÂtemi içerisinde, her ruhsal davranışın, ilkel birimler ÅŸeklinde, moleküler yaratılışa kadar uzanacağı ve bu alt birimlerin büyük beyin tarafından organize edilmek sureÂtiyle daha karmaşık yapıların ortaya çıktığı savunulabilir. Bu, ruh denen kavramın ayrı bir güç gibi düşünülmesin! ve metabiyolojik olarak açıklanmasını ortadan kaldıraÂcak bir savdır.
|